Advert

Gönlümüze taht kuran Adanalı

Sanat hayatında 20 yılı geride bırakan ve duygularını şarkılarına yansıtmak konusunda Türkiye’nin sayılı isimlerinden biri olan Adanalı usta sanatçı Feridun Düzağaç, hemşehrilerinin merak ettiği sorulara cevap vermek için Bölge sayfalarına konuk oldu. Düzağaç, bütün şarkılarını kendi yaşamı üzerinden yazdığı için bu kadar çok tutulduğunu ifade ediyor.

Gönlümüze taht kuran Adanalı
Gönlümüze taht kuran Adanalı Nevzat UÇAK

HABER: YENER EKİNCİ

BÖLGE – Onunla en son, Gitar Festivali’nde karşılaştık. Kısa ama keyifli bir sohbetin ardından zaman darlığı sebebiyle bir röportaj gerçekleştiremedik. Sonrasında ne benim İstanbul’a, ne de onun Adana’ya yolu düştü. Geçen gün telefonla ulaştığımda, “Sözümüz yarım kalmasın. Bana soruları e-posta üzerinden pasla, yanıtlayıp dönüş yapayım” dedi. Ve sağolsun Bölge okurları adına bütün merak ettiğim sorulara eksiksiz yanıt verdi. Duygularını şarkılarına yansıtmak konusunda Türkiye’nin sayılı isimlerinden biri olan Adanalı usta sanatçı Feridun Düzağaç,  her daim zamansız şarkılar yaratmayı istediğini söylerken zaman zaman bu yaratım sürecinde yaşadıklarını, “Şarkılarımla çok kavga ettim ben” diye özetliyor. Anlam yüklü, duygu patlamaları yaşatan nice şarkının yaratıcısı Feridun Düzağaç, müzik sektörünün durumundan, bir şarkının yaratım sürecinden, sosyal medyaya yönelik düşüncelerine kadar her şeyi içtenlikle anlattı.

Kendinize özgü sözler yazıyorsunuz. İyi bir şarkı sözü yazmanın sırrı nedir?

Gerçekten yaşadığımı yazıyorum. 50 yaşımdayım en güzel yaşlarım gerçi ama, daha güzel bir dünya konjonktürüne denk düşmediğimiz için küçük bir şanssızlık var. Bir evlilik yaptım, boşanmak zorunda kaldım, aile birliğini koruyamadım. Çok aşık oldum, bana çok aşık olanlar oldu... Yaşadığım onca şey var. Yazdığım şarkılar ömrümün kara kutusu. Sermaye derin, yazarken harcadığım da o...

Şarkılarınızın sevilmesini sağlayan gizem nedir?

İnsanların kendilerini bulması. Kimi gençliğinde, kimi de olgunluğunda buluyor. Tom Waits’in sevilmesiyle aynı neden bence. Bizim işimiz müzik dinleyicisiyle değil aslında, düşünen insanlarla. Ama şu sıra dinleyicilerimden ince bir şikâyet var. Yazılanları okurken de hoşuma gidiyor. “Baba eskiden daha iyi yazardı ya” gibi eleştiriler. Yaşımı aldım, meraklarımı giderdim. Hayatla ilgili kurgularım değişti ve yerine oturdu. Eskisi gibi ağdalı, fena sözler yazmak sanki geçmiş döneme aitmiş gibi geliyor. Sadeleşme yarışındayım, doğru yolda olduğumu hissediyorum. Olayı çözdüm, kimseye söylemiyorum.

Adana Film Festivali sırasında sizi başka sanatçılardan ve oyunculardan da dinleme fırsatı buldum. Sizin için “Harika bir sanatçı dahası çok iyi biri” diye söz ettiler. Böyle anılmak sizi mutlu ediyor mu?

Elbette. 3-5 yıl öncesine kadar yazdığım şarkılarla duruşumla insanlara dokunduğumu, güzel bir yere konumlandırıldığımı biliyordum. Fakat memleket o kadar cepheleştirildi ki artık benim de sevmeyenlerim ve beyan edenlerim de var. Seçim öncesi yaşadığım olayları duymuşsunuzdur. Siyasi görüşler ve onun uzantıları nedeniyle takipçilerimiz azaldı. Oysa ben siyasete inanmadığımı her fırsatta söylüyorum. Sırf bunlar yüzünden benim bile fazla bulduğum iltifatların geri durması çok canımı yaktı. Albümü yapmaktan vazgeçme noktasındaydım ama yavaş yavaş toparladım. Bugünün dünyasında çok ayrık ve romantik bir tutum aslında. Hayat böyle yaşanmıyor.

Müziğin yanı sıra faklı ilgi alanlarınız da var mı?

Özel dünyasında vazgeçemediği dostlarıyla küçük ve rafine bir dünyası olan çok ortalama bir adamım. Antika merakım bilinir yakın çevremde hatta dalga konusu edilir. Toprakla uğraşıyorum kendimi iyi hissettiğim için ama kar çiçeklerimi öldürdü. Bir yanım sera yap, ‘Kuzey Ege’de tatlı tatlı yaşlan’ diyor, öbür yanım antika işleriyle mutlu. Terapi gibi geliyor bana. El emeği ve zarafetin en güzel yaşandığı zamanların ürünü antika. 1800’lerin sonu, 1900’lerin başlarında yaşamayı çok isterdim. Beni bağlayan şey ahşap, zengin ve işlenebilir. Hastalıklı bir durum da olabilir ama Bozcaada’da sahilde lodosun taşıdığı tahtaları biriktiriyorum. Bana anlamlı geliyor. Onları başka nesnelere dönüştürmek de hoş. Evimde de çok klasik parçalar bulundurmaya özen gösteriyorum.

Müzik dünyasında 20 yılı geride bıraktınız. Bu süreçte müzik adına keşke yapsaydım ya da yapmasaydım dediğiniz bir şeyler oldu mu?

Yaşadığım topluma karşı borçlu hissettiğim zamanlar oldu. Ekmek kavgası peşindeki adamın şarkılarını çok yazamadım. Yazmak isterdim.

Artık fiziki albüm çıkarılmıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yapımcıların 2017’den itibaren fiziki albüm basmayacaklarına dair duyumlar alıyoruz. Dijital mağazacılık işi çok gelişti. Dinleyicilerin akıllı telefonlarından ya da tamamen kendi playlist’lerini oluşturabilecekleri müzik organları üzerinden tercih yapmaları bunda büyük etken. Fakat o fiziki albüm aramızdaki çok güzel bir bağ idi. Hatta albümlerin grafik tasarımları bile albümlerin içeriği kadar önemsediğimiz bir şeydi. Artık o tip dokunabilir şeyler kalmıyor.

Twitter hesabı neden kullanmıyorsunuz?

Toplumun çeşitli katmanlarında binlerce farklı alana dair fikirsel ayrışmalar var. Bir konuda yan yana duran insanlar başka bir konuda ayrı düşebiliyor. Üstüne düşünmek şöyle dursun ben son 3-5 yılda tam da bu konular yüzünden çok ağır şeyler yaşadım. Hatta Twitter hesabımı kapattım. Bu aslında sizin gibi düşünmeyen, sizin sevdiğinizi sevmeyen, sizin gibi yaşamayan insanları da, mümkün olduğu kadar yaftalamadan ve ayrıştırmadan anlamaya çalışmakla alakalı bir şey. Biz tepki verme özürlüyüz, toplum olarak hep böyleydik. Bana kalırsa empati ve farklı yaşam modeline saygı olmalı.

Ülkemizde birçok sorunun kaynağının eğitim olduğunu görüyoruz. Daha iyi bir eğitim için sanata nasıl bir rol biçmeliyiz?

Bir müzik dinleyicisinin kültürünün çok zayıf olmasının sebebi de eğitimdir, nezaketin ve zarafetin olmamasının da asıl sorunu eğitimdir. Eğitim sisteminin kendi mecrasını keşfetmiş, kendi menkıbesini fark etmiş bireyler yetiştirmesi gerekiyor. Eğitim bence en kurumsal, en dokunulmaz olması gereken alanlardan biri. Benim anladığım sosyal demokraside eğitimin ve adaletin dokunulmazlığı vardır.

Kırılgan bir özelliğiniz olduğu doğru mu?

Yok; hem yaş aldım, hem baba oldum. Bunu hastalıklı görüyorum ama artık öyle değilim. Çünkü herkesin her şeyi yorumlamaktan ziyade astığı, kestiği bir ortamda zaten böyle bir kalkanı geliştirebilmeliydim. Ama itiraf ediyorum, 2000’lerin basında EkşiSözlük’te yazılanlar beni çok incitiyordu. Yine takip ediyorum ama artık kötü enerjiyle yazılanlara değil, pozitif enerjiyle yazılanlara sahip çıkıyorum. Şarkılarımı ve şarkılarla kurduğum bağları korumam zorlaşıyor. O yüzden canım tabii ki yanıyor, sosyal medya üzerinden ciddi linçler de yaşadım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
“Buğday üretimini sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor”
“Buğday üretimini sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor”
Hükümlü, damdan dama kaçarken yakalandı
Hükümlü, damdan dama kaçarken yakalandı