Advert

SAİK Başkanı Kasap’tan, Büyükçelebi’ye sert sözler

SAİK Başkanı Kasap’tan, Büyükçelebi’ye sert sözler
SAİK Başkanı Kasap’tan, Büyükçelebi’ye sert sözler Nevzat UÇAK

HABER: YENER EKİNCİ

 

BÖLGE – Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde oluşturulan Sigorta Acenteleri Sektör Meclisi, her dört yılda bir Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK) seçimlerine gidiyor. İl delege seçimlerinin tamamlanmasının ardından, 3 ay içinde gerçekleşmesi planlanan SAİK seçimlerinin, bu dönem oldukça çetin geçmesi bekleniyor. Mevcut Başkan Hüseyin Kasap, aday olmayacağını belirtirken, başkanlık yarışının TÜSAF Başkanı Murat Büyükçelebi, SAİK Başkan Yardımcısı Süleyman Özer ve Çağrı Sigorta Genel Müdürü Levent Korkut arasında geçmesi muhtemel görünüyor. Bu aşamada Kasap’ın, Özer ve Korkut ile istişare yaparak, tek liste çıkartılması ve buna kendi ekibini dahil etmek istediği, Büyükçelebi’nin de Korkut ile uzlaşma sağlamaya çalıştığı iddia ediliyor. Seçimlerin nabzını tutmak amacıyla yaptığımız çalışmalar kapsamında, SAİK Başkanı Hüseyin Kasap ile görüştük. Kasap, gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.

SAİK, kuruluşundan bu yana mesleki sorunlara ne kadar çare sağlayabildi?

Bence olaya nereden baktığınıza bağlı. Ben olaylara pozitif olarak bakan insan olarak önemli bir mesafe alındığını düşünüyorum. Bardağın yarısı dolu. Konuyu biraz açalım. 2007 yılında Sigortacılık Kanunu çıktığında otuz senedir kanunsuz yönetilen bir sektörden bahsediliyordu. Aracılık faaliyetleri ise yarım yamalak çıkarılan ve genellikle Sigorta Şirketleri Birliği’nin görüşüne başvurularak çıkartılan yönetmeliklerle idare ediliyordu. 2007 deki kanunda ilk defa acentelerin bir meslek örgütü tanımı  yapıldı.2008’de buna uygun yönetmelik çıkarıldı ve atama yöntemi ile SAİK oluşturuldu. Sistemin alt yapısı oluşturuldu ve bütün acenteler levhaya kayıt edildi, SEGEM yoluyla da sertifikalandırıldı. Burada yapılan şey aslında devrim niteliğinde. Ama acenteler bunu bir türlü anlamadı ve anlamak istemiyor. Hadi onlar anlamıyor da bizim STK’larımız da anlamıyor. 5684 sayılı kanunla kurulan SAİK‘in en önemli yaptıklarından bir tanesi, acentelik kurumunu kayıt altına almak ve bu mesleği sertifikayla yapılan bir iş haline getirmek oldu. Tabi ki bu bir eğitim sonucu kazanılan sertifika. Yani sigorta poliçesine aracılık etmek için teknik personel sıfatına haiz olmak gerekiyor. Bu da eğitim ve sertifika demek. Acentelik yapabilmek için ise bunların dışında sadece bu işin yapıldığı bir mekana sahip olmak, belirli asgari fiziki şartları taşımak ve sermaye şartını da taşıması gerekmektedir. Yani acentelik fiziki idari ve mali şartları gerektirmektedir. Atama yoluyla göreve gelen ve bir sene çalışan daha sonra seçimle gelip 4 yıldan fazla çalışan SAİK, toplam beş buçuk yılda sistemin kayıt altına alınmasını sağlamıştır. Fiziki şartları oluşturmuştur. Teknik personel eğitimlerini tamamlamıştır. Gerekli denetimleri yapmıştır. Bu süreçte acentelerin muvafakat alma sorununu çözmüştür. Acenteler arası iş birliğinin önünü açmıştır.

Başkanlığınız dahilinde ne gibi faaliyetler gerçekleştirdiniz?

Şimdiki vereceğim cevap hem bir önceki sorunun devamı hem de başkanlığım döneminde yaptıklarımızın cevabı. Atama yoluyla ve ilk defa seçimle göreve gelen SAİK’den sonra seçilen ve benim başkanı olduğum bu dönemki SAİK aslında çok şey yaptı. Bunu daha sonra geriye baktıklarında herkes görecek. Ben sadece ilk defa yapılanları söyleyeceğim. Bunların geçmişi yok hepsi devrim niteliğinde şeyler. Bundan sonra seçilenler bunların ya rakamlarını artıracak ya da başka bir tarafını geliştirmeye çalışacak. Çünkü bizim zamanımızda bunların öncesi yoktu biz ilk defa yaptık. Ve hepside acentelerin sorununa direk çözüm getirdi. Şimdi bunları sıralayalım.

İşlem ücreti : İptal işlemlerinde acentenin ciddi komisyon kaybı oluyordu.Buradaki haklılığımızı hazineye inandırdık acentenin bir poliçedeki işlem masrafını hesapladık ve Hazineye bu rakamı çıkartırdık. Bizim talebimiz daha yüksekti, 10 TL çıktı. Geçen ay bu rakamı 20 TL’ye yükseldi. Artık bundan sonra gelenler bu rakamı yükselttirmeye çalışacak. Oysaki biz olmayan bir şeyi yaptırdık. Vergisini düzenli ödeyen acenteleri yüzde 5 peşin vergi indiriminden yararlanmasını sağladık. TBMM’de ki komisyonlardan sigorta acenteleri hariç diye geçen bu madde Genel Kurulda ki önerge ile acenteler de dahil edildi. Sigorta acenteleri kobi kapsamına alındı. 10 senedir acentelerin her platformda dile getirdiği bu konu, 2017 yılının şubat ayında gerçekleşen TOBB’da ki sektörel toplantıda, en son Cumhurbaşkanına da anlatıldı. Onun talimatlarıyla, 3 gün sonra bir anda acentelerin kobi kapmasına alınması için düğmeye basıldı. Bir ay içinde de her şey halloldu. Acenteler kobi oldu.

Acentelerin en çok muzdarip olduğu konu sigorta şirketleri tarafından beklenmedik bir anda fesih edilip ekranlarının kapatılmasıydı. Acentelik  yönetmeliğin 15. Maddesinde radikal bir değişiklik yaptırılarak,  acente 3 ay önceden haber vermek kaydıyla fesih edilebilir şeklinde değiştirildi. ‘Ekran kapatmak da  fesih gibi sayılır’ dendi. Dolayısıyla bir sigorta şirketinin bu akşam karar verip ekran kapatıp acentenin yarın evine ekmek götürememesinin önüne geçildi. Eğer böyle bir şey yapıyorlarsa da bunların yasal sonuçlarına katlanacaklardır. Yine aynı yönetmeliğin aynı maddesine bir ekleme yapılarak, ‘Acente aleyhinde değişiklikler 3 aydan önceden bildirilmek suretiyle gerçekleştirilir’ ibaresi eklendi. Yani bu akşam karar verip, yarın sabah komisyon oranlarını şuna düşürdüm diyen idari ve yasal sonuçlarına katlanır. Kredi bağlantılı (Dain i - Mürhetinli) poliçelerde bankaların yıllardır uyguladıkları tahakkümün önüne geçildi. Çıkarılan yönetmelikle bir krediye bağlı banka tarafından yaptırılan poliçeler de sigortalının cayma hakkı getirildi. Artık bankalar bu cayma durumunda benim muvafakatim yok diyemeyecek. Sigorta şirketi de ‘Banka muvafakat etmiyor, ben bu poliçeyi iptal etmiyorum’ diyemeyecek. Sigortalı cayma hakkını kullandığında, 30 için de primsiz, 30 günden fazla sürede de gün esaslı primini ödeyecek.

Sigorta acenteleri taşıma kapasitesi raporu yayınlandı. Bununla acentelerin kullandıkları kapasite  hem Türkiye geneli kullanılan ve kullanılmayan kapasiteyi ortaya koyduk. İl bazında ve Türkiye geneli acente fazlalıklarını ve il il acentelerin iktisadi olup olmadığını ortaya çıkardık. Bu devrim niteliğindeki çalışma sektörün en önemli ilklerinden biridir. Çünkü bu güne karar kimsenin hayal bile edemediği bir çalışmadır. Vizyonsuz olaylara at gözüyle bakan burnunun ucunu görmekten aciz bir sürü STK yöneticisi bu raporu görünce Saik 4000 acenteyi kapatacak diye yorum yaptılar. Bu rapor uluslararası düzeyde de kabul gördü.Avrupa da bilimsel yayınları yayınlayan önemli bir yayın kuruluşunda yer buldu ve hala orada yayınlanmaya devam ediyor.Ayrıca  BIPAR (Avrupa Sigorta Aracıları Federasyonu) sitesinde İngilizce versiyonu yayınlandı. Sektörle ilgilenmeye başladığımda herkesin dünya ile ilgili küçük küçük bir şeyler anlattığını gördüm. Ama o ülkenin tam gerçeğini ifade etmiyordu. Bunun üzerine dünya uygulamaları ve 2023 vizyonu diye bir raporu Deliotte hazırlattık. Burada dünyanın 9 gelişmiş sigorta pazarında sigorta aracılığının nasıl yapıldığını detaylı araştırdık. Acente, broker, banka, oto plaza ve PTT aracılığı oralarda da var mı? Varsa ne satıyorlar, ne komisyon alıyorlar, eğitim şartları ne? Detaylı bir çalışmayla bunu sektörün önüne koyduk. Buradan acentelik sözleşmelerini inceledik. Türk mevzuatı ile birleştirip Avrupa’da ki acentelik sözleşmelerine benzeyen örnek sözleşme hazırladık. TSB ile oturup aylarca bunu tartıştık. Maalesef masadan kalktılar. Çünkü hakim güçlerini bırakmak istemediler. Oysa ki bizim hazırladığımız metin Avrupa’da ki merkezlerinin oradaki acentelere uyguladığı şartlardı. Bu araştırmanın içinde Y kuşağının satın alma eğilimi araştırdık. Acentelerin Swot (Acentenin güçlü ve zayıf yönü fırsatlar ve tehlikeler) analizini yayınladık. Acentelerin bölgesel olarak sonrada Türkiye geneli sorunlarına çözüm önerilerini ortaya koyduk.

Taban Komisyon: Acentelerin köle gibi kullanılmasının önüne geçtik. Komisyona asgari bir rakam getirilmesini sağladık. En çok eleştirildiğimiz konu bu. Vicdan yoksunu kişiler daha doğrusu SAİK‘e saldıranların hepsi buradan yüklendiler. Sanki 2017 yılı, 31 mart günü, 16 bin acente zorunlu trafik poliçelerinde yüzde 17 komisyon alıyormuş gibi. Gerçekle uzaktan alakası yok. Sigorta şirketlerinin onları nasıl süründürdüklerini hepimiz biliyoruz. Hangi şirketin komisyon oranlarını kaça düşürdüğünü gösteren sirkülerler SAİK ‘e geldi. Biz o belgelerle Hazineye başvurduk. Oradaki yüzde birleri, ikileri, üçleri unuttular. Hatta sıfır bile vardı. Ve çok ünlü bir şirketin yüzde 1.85 komisyon oranı ‘Eylem  yapalım mı yapmayalım mı?’ diye konu oldu. Biz acenteyi korumak için bir asgari komisyonun olması gerektiğini savunduk.  Konumuz yüzde 10 değildi, asgari komisyon meselesiydi. Biz devleti asgari komisyon konusunda ikna ettik. Sonra komisyon oranı geldi yüzde 10 . Nasıl çalışanın asgari ücret hakkı varsa acentenin de asgari komisyon hakkı var. Nasıl asgari ücret beğenilmiyorsa asgari komisyonda beğenilmeyecek. SAİK üyeleri dahil beğenmiyoruz. Nasıl her işveren herkesi asgari ücretli çalıştırtmıyorsa her sigorta şirketi de asgari komisyon vermiyor. Herkes biraz kendi hakkını aramayı bilsin. Yüzde 10 verenle değil de, daha fazla verenle çalışsın ya da ‘Diğer şirket yüzde 12 veriyor, sen niye vermiyorsun?’ diye kendi şirketine bunun hesabını sorsun.

Ve en son aslında çok önce yapmayı planladığımız ve bir sürü nedenden dolayı ertelenen bu yılki sigortacılık haftasına yetiştirmeyi düşündüğümüz fakat yetiştiremediğimiz, yaptığımız Swot analizinde acentelerin en güçlü yanı olan 7/24 saat hizmet verme özelliğimizi ön plana çıkartan reklam kampanyamızı 3 Temmuz Salı günü başlatabildik. Çok önemli kampanyadır. Türkiye’nin bütün önemli televizyon ve haber kanallarında ve en önemli saatler de 20 gün boyunca devam edecektir. Aynı şekilde birçok radyo da sabah akşam yayınlanmaktadır. Yine dijital yayın yapan her yerde olacaktır. Bu da bugüne kadar sektörde acenteler için ilk yapılan reklam kampanyasıdır. Yakında OUTDOOR  reklamları da olacaktır. Havaalanlarında ve şehrin önemli mekanlarında. Bu görsel malzemeyi bütün Ticaret Odalarına yollayacağız, acentelerin ücretsiz edinmelerini sağlayacağız. Ofislerine sigorta şirketlerinin afişlerini asan acenteler şimdi keyif ve gururla acente yanında afişlerini asacaklar. Yukarıdaki anlattığım on konu başlığı ile anlattıklarımın hepsi de SAİK döneminde yapılmıştır. Bundan sonrakilere yol ve ışık olacaktır. Gelenler buradaki yapılanların sürelerini uzatacak, rakamları artıracak yenilerini yapacaktır.

Bir seçim sürecindesiniz ve yeniden aday olamayacağınızı açıkladınız. Niçin böyle bir karar aldınız? 

Aday olmamın şartları vardı. SAİK‘i delegeler seçiyor. Delege seçimi sonucu çok parçalı bir yapı çıktı. Bende seçim öncesi böyle bir yapı çıkarsa aday olmayacağımı açıklamıştım. Her gurubun oyları birbirine çok yakın. Bir ve ikinci grubun oyları aynı. Üçüncü gurubun ki biraz az. Herkes başkan olmak istiyor. Vizyoner bakan kimse yok. Onlara destek verenlerde ‘Bu başkan olursa çevresine de beni yazar’ diye destek veriyor. Dolayısıyla ben aday olmaktan vazgeçtim.

Seçimlerde hangi adayı destekleyeceksiniz?

Tabi ki birlikte olduğum grubu destekliyorum. Onlar, anlattığım radikal değişimini gerçekleştiren ekiptir. Bu vizyoner yapıyı kendilerine en yakın ve başka bir yapı ile birleşerek yola devam edebilirler. Desteklemediğim aday Murat Büyükçelebi’nin başını çektiği gruptur. Çünkü büyük umutlarla getirdiğim SAİK’te dört buçuk yılda maalesef bir tane bile proje üretememiştir. Yukarıdaki on çalışmanın hiç birinde yoktur. Ayrıca büyük umutlarla TÜSAF’ın başına getirdim. Görevi ona devrettim. Maalesef TÜSAF’ ta bir proje üretip SAİK’e getirememiştir. Dört sene önce sigortacı gazetesine verilen beyanatını okuyun. ‘SAİK’in mutfağı olacağız’ demiştir. Dört sene içinde TÜSAF’tan SAİK’e gelen bir proje yok. Pardon bir tane var. ‘Sigortacılık Meslek Yüksek Okulları’nın staj işini SAİK olarak üslenelim’ dediler. Biz bunun sektöre ve acentelere ne fayda sağlayacağını anlayamadık. Çünkü o okullarda okuyan öğrenciler, yaz tatilini nerde geçirecekse o ilde bir acente buluyor ve stajını yapıyor. Bu öğrenciler okulu bitince sigortacılık yapacaksa bir acentenin yanında işe başlıyor. Ne sektörün, ne de acentenin böyle bir sorunu var. Dört yıl boyunca TÜSAF’ın SAİK’e getirdiği ilk ve tek projedir. Başkada getirdiği hiçbir şey yoktur. Hem SAİK’e  hem de TÜSAF’a getirdiğim bu kişi benim için büyük bir hayal kırıklığıdır. Vizyonsuz olaylara at gözüyle bakan birisi olduğunu bizzat yaşayarak görmüş oldum. Bu süreçte bir şey üretemeyen birini bundan sonra da bir şey üreteceğini zannetmiyorum. Dolayısıyla desteğim diğer grubadır.

Türk toplumunda sigorta bilinci sizce neden oluşmuyor?

Sigorta bilinci oluşması uzun bir süreç. Eğitim ve ekonomik gerekçeler. Ve devletin olaya bakışı. Çok uğraşlara rağmen hala milli eğitim müfredatına aldıramadık. Bırakın SAİK’in uğraşlarını, Sigortacılık Genel Müdürlüğü de uğraşmasına rağmen aldırtamadı. İkincisi, gelir düzeyinin artması ile doğru orantılı. En önemlisi doğal afetlerde devletin devreye girip ‘yaraları saracağım’ demesi . Bu bilicin gelişmesine en büyük engel. Nasıl olsa ödeyen biri var.. Devlet baba. Vatandaş neden sigorta yaptırsın ki?

Sigortacılığa devlet teşviki sizce yeterli mi?

Bence yeterli. TARSİM de bunun en güzel örneğini verdi. Şimdi teminat verilemeyen işlere karşı havuzlarla da bu desteği sürdürüyor. Maden Ferdi Kaza, Tıbbi Kötü Uygulama, Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası havuzu buna örnek. Yakında Kobi Alacak sigortası havuzu geliyor. Maden Ferdi Kaza da devlet desteği var. Kobi Alacak sigortasında da devlet desteği olacak. Ben sigorta şirketlerinin çok fazla devlete sığındığını düşünüyorum. Bu anlı şanlı şirketler Avrupa’da yaptıklarını Türkiye’de yapsalar zaten sektör düzelecek.

Ülke genelinde yüzlerce mesleki dernek bulunuyor. Bir şehirde 6-7 tane ayrı isimde sigortacılık üzerine kurulmuş derneğe rastlamak mümkün. Sigortacılar neden tek çatı altında toplanıp güç birliği yapamıyor?

1994 yılında Ankara da ilk derneği kuranlardan birisiyim. Türkiye’nin ilk ve tek federasyonu kuran ilk yönetim kurulunda olan ilk on kişiden, daha sonra da başkanlığı yapan birisiyim. Dolayısıyla STK’lara karşı olmam asla söz konusu değil. Bir ilde birden fazla dernek olması kötü bir şey değil. Bunun bir sürü nedeni var. Maalesef ki derneklere siyaset giriyor. Belli bir siyasi görüş hakim oluyor. Başka dernekler kurulmak zorunda kalıyor. Bazıları kendilerine koltuk bulamıyor. Onun için dernek kuruyor. Bazıları koltuktan kalkmıyor. Bir vizyon geliştiremiyor. Bir şeyler yapmak isteyenlerde mecburen yeni dernekte kendilerine yol açmaya çalışıyorlar. Çok seslilik kötü bir şey değil. Önemli olan orkestrayı kurup düzgün ses çıkartabilmektir. Ben TÜSAF başkanı iken TÜSAF’ın dışında Türkiye geneli 6 dernek vardı. 3’ü İstanbul’da 2’si Ankara da, 1’i Kayseri de. Başkanlığım süresince oluşturduğumuz platformda birlikte hareket ettik. Ayrı ses çıkarmadık. Görevi bırakmadan evvel bu amaçla  olağanüstü kongre topladım. TÜSAF’ın tüzüğünü değiştirip dışarıdaki derneklerin içeri girmesini ve tek ses çıkmasını istedim. Ama o illerde ki TÜSAF’da olan dernekler öncelikle olmak üzere, bu tüzük değişikliğine karşı çıktılar. Kendi hegomanyalarını sürdürebilmek için. Bazıları kendi koltuk hesapları için. Sonra benim başkanlığı bırakacağım Genel Kurul’da bu konuyu tekrar gündeme getirdim. Bu arada İstanbul da 2 dernek daha kuruldu ve sayı 8’e çıktı. Maalesef o kongrede de başarılı olamadım. Benim önergeyi görüşmeyi dahi kabul ettiremedim.  O gün seçilen başkan adayı Murat Büyükçelebi kürsüye çıkıp, ‘’Şu an  bunu konuşur tartışırsak, kaos çıkacak. Ben söz veriyorum bir komisyon kurup  çalışırız. Sonra olağanüstü kongre toplar bu konuyu orada hallederiz’’ dedi. Böyle bir çalışma bir türlü yapılıp ortaya çıkmadı. Çünkü niyetleri yok. Kapıyı açarlar, herkesi içeri alırlarsa kendisinin başkanlığı tehlikeye gireceği için. En önemli tehlike de bu. Daha doğrusu burada tam açıkça ifade edemeyeceğim. Kendi aralarında ve benim yanımda da dile getirdikleri burayı şunlar ele geçirirse korkusu. Buradaki kastettikleri şunlar, bazen büyük bir il bazen hoşlarına gitmeyen dernek ve ya dernekler. Siz TÜSAF’ı bu paranoya ile yönetirseniz hiçbir şey yapamazsınız. Zaten bölmekten başkada bir iş yapmadılar. Tek derneğin olduğu illerde de yeni dernek kurulur. Çünkü, ‘Birlikteliği sağlayacağım’ derken ayrıştırıcılığın başını çekiyorlar. Türkiye’nin ilk ve tek federasyonu  ayrıştırıcılığın öncülüğünü yapmaktadır. Tabi ki burada federasyonun suçu yok. Başındaki kişinin tavrından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla acente camiasının birlik ve beraberlik içinde olamamasının nedeni TÜSAF‘ın başındakidir. Onun ayrımcı kişiliğidir. Onun kin ve nefret söylemleri bu ayrımcılığı körüklemiştir. Buna en iyi örnek seçimde TÜSAF’ın derneklerinin iki ayrı liste çıkarmasıdır. Acenteler önce bu STK problemlerini çözerlerse orada bir birlik beraberlik sağlanırsa SAİK’de de birlik beraberlik içinde bir heyet göreve gelir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Adanalı, METRO’yu kendi gücüyle yapar
Adanalı, METRO’yu kendi gücüyle yapar
İnşaatta yarı çıplak halde erkek cesedi bulundu
İnşaatta yarı çıplak halde erkek cesedi bulundu