Advert

Son arzusu Adana’ya yerleşmekti

İsmini ilk duyulduğunda siması gözümüzün önüne gelmeyen ya da eski DSP genel başkanı Mehmet Zeki Sezer zannedilen Yeşilçam’ın gölgede kalmış emekçilerinden rahmetli Zeki Sezer, eğer ömrü yetseydi Adana’ya yerleşecekti. Altın Koza Film Festivalleri kapsamında her sene geldiği kente hayran kalan Sezer, İstanbul’un artık kendisini yorduğunu, eşi Müveddet Sezer ile Edirne ve Adana tercih yapmak için uzun uzun düşündüklerini söylemişti. Adana’da karar kıldıklarını belirten Sezer, taşınmak için hazırlıklara başladığı sırada ne yazık ki ani bir kalp kriziyle aramızdan ayrıldı. Bu sene ki festival, Sezer’siz yine bir parça buruk geçecek.

Son arzusu Adana’ya yerleşmekti
Son arzusu Adana’ya yerleşmekti Nevzat UÇAK

HABER: YENER EKİNCİ
Garson, hakim, savcı, doktor gibi ufak çaplı rolleri üstlenmesine rağmen göründüğü sahneleri insanların zihnine kazımayı başaran bir oyuncuydu. Özellikle Kemal Sunal komedilerinin vazgeçilmezlerindendi. Yeşilçam’ın emektarı Zeki Sezer, dünya nimetlerinden nasibini fazla almamış ve emekli maaşıyla yaşamını idame ettiren mütevazı bir insandı. Altın Koza Film Festivali kapsamında bir çok kez geldiği Adana’ya hayrandı. Adanalı da ona hayrandı. Güzel ilişkiler kurmuş, kalıcı dostluklar edinmişti bu şehirde. O nedenle Adana’ya yerleşmeyi düşünüyordu. İstanbul’un kalabalığından yorulduğunu hatta bunaldığını söyleyen Sezer, eşi Müveddet Sezer ile Edirne ve Adana arasında tercih yapmak için uzun uzun düşündü ve Adana’da karar kılındı. Tam hazırlıklara başlanmıştı ki ani bir kalp krizi onu aramızdan ayırdı. Adana’ya taşınacağını İstanbul Zeytinburnu’nda ki evinde verdiği röportajda açıklayan Sezer’in ne yazık ki bu arzusu yerine gelmedi. Adana sevdalısı olan bu büyük oyuncunun hatırasına saygı göstermek adına yaptığımız röportajın yayımlanmamış kısımlarını Yeşilçam hayranları için yayımlıyoruz.
Oyuncu olmayı düşünmüş müydünüz?
 Yok hayır. Hiç öyle bir düşüncem de yoktu. Herkes gibi ayda iki defa üç defa sinemaya gidiyordum.
Peki, oyunculuğa nasıl başladınız?
Bir gün bir arkadaşım Ses Dergisinin açtığı yarışmaya katılacağını, resim göndereceğini söyledi. 25 bin lira ödül olduğunu, başvurunun da Cuma günü son olduğunu söyledi. Bende katılıp şansımı denemek istedim. Birinci gelmedim ancak aldığım iyi derece dikkat çekmişti. Yarışmadan sonra çekilen her 10 filmden 4’ünde mutlaka rol almak üzere beni çağırırlardı.
Yeşilçam sizin için ne ifade ediyor?
Yeşilçam benim evim, yuvam. Dostlarımın, sıcaklığın,  ülkemin dünyaya açıldığı yer… Her ne kadar yeni nesil Yeşilçam’ı küçümsese de orası Türk sinemasının doğduğu yer. eğer Yeşilçam olmasaydı günümüzün sineması olamazdı.
Yeşilçam sinemasını ve şimdiki Türk sinemasını kıyaslarsanız çıkaracağınız sonuç ne olur?
Kıyaslamak dahi istemiyorum. Sakın bu yanlış anlaşılmasın; gençler süper ama biz farklıydık, sıcaktık. Büyük starlarımız vardı. Hepimiz ismimizle tanınırdık, oynadığımız karakterle değil. Fedakardık, dosttuk. Bir tek minibüse doluşup sete giderdik. Bütün oyuncular… Onlar Cüneyt Arkın, Ayhan Işık gibi oyunculardı. Kamera, malzemeler, set elemanları, yemeğimiz ve her şeyimizle çok mutluyduk.
Adana Altın Koza’da sizi otel lobisinde otururken gördüğümüzde bile ceketiniz, mendiliniz ve duruşunuzla beyaz perdedeki halinizi yansıtıyordunuz. Günlük hayatta hep böyle misiniz?
Sanatçının örnek olması gereken bir insan olduğuna inandım hep. Oturuşuyla, kılığı kıyafetiyle, davranışlarıyla, her şeyiyle örnek bir insan olmak zorundadır. Ben temiz giyinmeye, bütün festivallerde gece olsun, gündüz olsun kıyafetlerimi özenle seçmeye dikkat ediyorum. Keşke genç nesil de öyle olabilse, en azından ödül almaya bir takım elbiseyle çıksalar. Çok önemli bir şey bu ve ben her seferinde söylüyorum, nedense yapmıyorlar. Para da kazanıyorlar, işlerine saygıdır bu aslında. Karşılarında onları takdir eden, onlar sayesinde para kazandıkları insanlar var, en başta onlara saygı gösterilmelidir.
Çok fazla festival var artık Türkiye’de. Sizce bunların şu an yapılan sinemaya katkıları var mı, nasıl etkiliyor sizi, bakışınız nasıl?
Elbette sinemaya gösterim açısından, halkın sinemaya ısınması açısından büyük önemi var. Altın Koza’da bir yazlık sinema açıldı mesela ve yine o eski nostalji yaşandı. Gazozların, çekirdeklerin satılması vb. aktivitelerle o dönemler canlandırıldı. Halkın böyle şeylerle sinemaya çekilmesi, sinemaya bağlanması gerek ancak halkın izleyebileceği filmlerin yapılması da çok önemli tabi…
Çok fazla film üretiyoruz ama sizce halkın seveceği türden filmler,     sizin zamanlarınızdaki gibi halkın haydi sinemaya gidelim         diyebileceği türden filmler         çekiliyor mu şu an?
Yok, ne yazık ki. Eski aktörler yok, bizim zamanımız starlık devriydi. Herkes kendi çapında bir stardı. Şu anda oynayan arkadaşlarımız sadece filmlerdeki rolleriyle tanınıyor, gerçek isimleriyle kimse tanımıyor.
Günümüzde izleyiciler bir çok oyuncunun ismini bilmiyor, merak etmiyor. Neden?
Aktör, aktrist dediğin zaman yakışıklı, güzel insan akla geliyor. Şu anda güzellik kavramı değişti. Aktörlere baktığınız zaman hepsi hakikatten çirkin insanlar, saçı sakalı birbirine karışmış, kel, bir kravat dahi takmayan hep aynı tiplemeler aynı şeyler var. Şaşırıyorum, sinemanın çehresi mi değişti diye. Çünkü bir güzellik anlayışı yok. Eskiden Ses mecmuası, Hayat mecmuasının yarışmaları vardı; Fotoroman kral-kraliçe yarışmaları vardı, oralardan geliniyordu ve güzel tiplemeler seçiliyordu. Şu anda onları göremiyorum maalesef
Gözünüze en fazla çarpan, sizi rahatsız eden nedir yeni Türk filmlerinde?
Komedilerde benim en fazla dikkatimi çeken, gördüğüm şey küfürlerin olması. Ne kadar doğru bilmiyorum ama sanırım alışamadı Türk seyircisi bu küfürlere ki rahmetli Kemal Sunal’ın en fazla söylediği şey eşekoğlu eşek ya da hayvanoğlu hayvan derdi ve millet ona çok gülerdi. Bugün yirmi kez izleyin, yirmi kez gülebiliyorsunuz. Ama küfür olunca bunları yakalayamıyorsunuz, gülemiyorsunuz. Bu filmlere ailesiyle, çoluğuyla çocuğuyla gidenler var. Benim başıma da geldi. Adana Film Festivali’nde film seyrederken yaşlı bir kadın film izlerken omzumuza dokunda ve “Bu yönetmenin hiç anası babası yok mu, bu küfürleri nasıl ettiriyor. Bak biz kızımızla geldik. Böyle filmleri küfürsüz izleyemeyecek miyiz?” diye sordu. Eskiden insanların seyrettikleri filmlerde Hulusi Kentmen vardı, babacan tavırlarıyla; bir aile vardı. Herkes seviyordu bu hikayeleri ama artık o sıcaklığı yakalayamıyoruz herhalde.
Sinema size ne öğretti, hayat felsefeniz nedir?
Sinema bana ölümsüz olduğumu öğretti. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Belki bedenimiz yok olacak ama görüntümüz yaptıklarımız daima var olacak.”  Benim hayat felsefem sevgidir. Her şeyi severim yaratandan ötürü. İncitmekten korkarım daima empati yapmaya çalışırım. Teşekkür ediyorum beni hatırlayıp kendimi ifade etmeme aracı olduğunuz için…
Zezi Sezer kimdir?
Zeki Sezer 1929 yılında Edirne’de doğdu. Kendisi Edirne Erkek Lisesi mezunudur. İstanbul’a geldikten sonra İETT Şişli şubesinde depo müdürlüğü yaptı. Askerlik dönüşü İzmir’e gitti. 1951-1953 yılları arasında Gümrük Muhafaza Memurluğu görevine başladı. Sonra bu görevinden istifa edip tekrar İstanbul’a yerleşti. Sinema Oyunculuğuna ilk adımı, 1967 senesinden Hüsnü Cantürk’ün yönettiği Kurşun Yağmuru filminde küçük bir rol alarak attı. 1960’lardan başlayarak çeşitli dönemlerde dernekçilik, sendikacılık yaptı. 350 film ve 10 televizyon dizisinde irili ufaklı roller aldı. 05.06.2007 tarihinde İstanbul’da hayata veda etti.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 ASKİ’den bir ilk daha
ASKİ’den bir ilk daha
Yılmaz Vural yeniden Şimşek’te
Yılmaz Vural yeniden Şimşek’te