Advert

Kebo’nun Kıral’ından başarı tüyoları

Dünyanın gastronomi başkentlerinden biri olarak belgelendirilen Hatay’da, 45 metrekarelik merdiven altında kalan bir dükkandan, Amerikalı firmalarla rekabet edecek düzeye bir Fast Food markası yaratıldı. İçeriği sır olarak saklanan lezzet, ‘Diyet düşmanı’ sloganıyla tanıtılıp tadanları müdavim edince, ülke genelinde şubeler de dalga dalga yayılmaya başladı. Kebo restoranları bugün farklı şehirlerde 15 şubesiyle hizmet vermeye devam ediyor. Yakın gelecekte yurtdışında açılması planlanan mağazalarla birlikte, bu sayının ikiye katlanacağı öngörülüyor. Döner olarak bilinen, aslında başlı başına bir yiyecek türü olan Kebo’nun mucidi Akın Kıral ile ‘diyet düşmanı’ hakkında uzunca ve gayet keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Özellikle Kebo’nun kuruluşu ve Akın Kıral’ın başarı öyküsü, girişimci olmak isteyen gençlere altın değerinde öğütler içeriyor. İlgiyle okuyacaksınız.

Kebo’nun Kıral’ından başarı tüyoları
Kebo’nun Kıral’ından başarı tüyoları Nevzat UÇAK

Yayıncılıkta kariyer yapmak için önünüzde bir engel yokken, Kebo’yu kurma fikri nereden geldi?  
Her şey 1996 yılında, hayatımın kadınına rastlayıp ona aşık olamam ile başladı. 5 kardeşin en küçüğü ve evin tek kızıydı. İstemeye gittiğimizde, annesi Hatay’a yerleşmem şartıyla kızını vermeyi şart koştu. Bütün her şeyi Ankara’da bırakıp aşkım uğruna Hatay’a yerleşmekten tereddüt etmedim. Artık evliydim ve mutluydum ancak büyük bir şehirden Hatay’a yerleşince, sudan çıkmış balık gibi hissediyordum. Ne iş yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Tek avantajım, ticarete duyduğum ilgi ve sevgiydi. Bunun üzerinden hareket edip araştırmalara başladım. Hataylılar sabah kalktıklarında güne yemekle başlıyor, akşam uyuyana kadar bunu sürdürüyor, hatta uyurken bile ‘yarın ne yiyeceğiz?’ planı yapıyorlardı. Yemek satmaya bu nedenle karar verdim. Hatay, bildiğiniz üzere belgesini de almış olduğu gibi, dünyanın gastronomi başkentleri arasında yer almaktadır. Bütün kültürlerin ve toplumların buluştuğu karma bir mutfağa sahiptir. Bu gastronomi başkentinden bir Fast food markası çıkarmayı hayal ettim. Öyle bir marka oluşturmam lazımdı ki, ülkemizde faaliyet gösteren iki Amerikalı markayla rekabet edebilsin… Bu hayalimi paylaştığım çevremde ki insanlar, beni  yel değirmenlerine saldıran Don Kişot’a benzettiler ancak geçen sürede Türkiye’de ki gıda sektöründe yer alan markalar arasında önemli bir zincir oluşturup, prestij markası olmayı başardık. Şu an ülke genelinde 15 mağazamız ve 300 çalışanımızla, kontrollü büyümeye devam ediyoruz.
Kayınvalideniz kızını verirken şart koşmamış olsaydı, sizce bugün KEBO yine var olur muydu?
Kesinlikle olmazdı. İstemeye giderken evlendiğimde hayatımı Ankara’da sürdürmeyi ve işimi yapmaya devam etmeyi amaçlıyordum. Beklediğim gibi olmayınca, Hatay’da 45 metrekarelik, merdiven altı bir dükkanla ‘Bismillah’ dedim.
KEBO’yu farklı kılan unsurlar nelerdir?
Özellikle Türkiye’de öğrenci ve dar gelirli yemeği olarak bilinen tavuk üzerine bir marka yarattık. Müşterilerimiz, sosyal medya üzerinden yaptığı yorumlarla bizi ‘‘Tavuğun Vakko’su’’ ilan ettiler. Rakiplerimizden bizi farklı kılan önemli özelliklerimiz var. Öncelikle, sattığımız hiçbir üründe katkı maddesi ve koruyucu kesinlikle kullanmıyoruz. Kullandığımız bütün ürünleri tesislerimizde kendimiz imal ediyoruz. Şu an Türkiye’de ki her 5 çocuktan 4’ü ileri derecede alerjen olarak doğuyor. Bunun tek sebebi de yediğimiz gıdalarda ki koruyucu maddelerdir. Toplumda ki bağışıklık sistemini çökertmiş durumda. Doktorlar katkı ve koruyucu madde içeren gıdalardan uzak durulması yönünde açıklamalar yapıyor. Biz burada ağırlıklı olarak gençlere ve çocuklara hitap ediyoruz. O nedenle kendi oğluma yedirmediğim bir şeyi başkasının çocuklarına yedirmiyorum. Toplu üretimlerimizde şu an insanların evine dahi alamadıkları en kaliteli ve doğal yağları-salçaları alarak kullanırız. Markamızın gücü de bu hassasiyetimizden geliyor. Şu an biz bir nesli yetiştirdik, ikinci nesli yetiştiriyoruz. KEBO’ya sahip çıkan müşterilerimizdir. Siyaset, sanat ve iş dünyasından dahi çok sayıda müşterimiz bulunmaktadır.
Rekabette bulunduğunuz Amerika menşeli restoranlardan müşteri çekmeyi başardınız mı?
Onların istatiksel verilerine baktığımızda, bulunduğumuz yerlerde yüzde 33 ila 37 arasında ciro kaybı yaşamalarına neden olduğumuz görünüyor. Bu da bizi ciddi bir rakip haline getiriyor. Hatta bazı noktalara girebilmemizin önü kesiliyor.
Türkiye’nin bütün şehirlerinde tavuk dönerci enflasyonu yaşanıyor. Neredeyse her köşe başındalar. Bunları da rakip olarak görüyor musunuz?
Bir kere bunun sebebi KEBO’dur. O dönercilerin camında, dikkat ederseniz ‘Hatay usulü meşhur soslu döner’ yazar. Halbuki Hatay’ın döneri değil, KEBO’su meşhurdur. Bizim namımızla iş yapmaya çalışıyorlar. Açıkça taklit ediliyoruz. Köşe başındakiler bizim yarı fiyatımıza döner satıyorlar. Biz ise Türkiye ve batı standartlarının çok üstünde bir hizmet sunuyoruz. Haliyle fiyatlarımız biraz pahalı görünebiliyor. Doğal ve kaliteli ürünler kullanmaktan kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Şu an market raflarında yer alan, dünyanın en iyi markalarında ki ürünlerin arkasında ki içerik yazısına bakın, hepsinde katkı maddesi olduğunu görürsüzünüz. Bizde ise kesinlikle o yoktur. Dolayısıyla, bunca özeni, kaliteyi ve doğallığı dikkate alırsak, sattığımız ürün çok ucuz aslında. Diğerleri pahalı veriyor. Özellikle belirtmekte fayda görüyorum ki, biz döner yapan firmalarla bir rekabet içerisinde değiliz. Bizim Amerikalı firmalarla hesabımız var. Üretim bandımız aslında döner değil. Bir dönerci mutfağımızda çalışamaz, çünkü döner yapmıyoruz. Dönen bir kütle görünüyor ama uygulamada aslında döner değildir bu. O nedenle kendimizi ifade ederken ‘döner’ değil, ‘KEBO’ deriz. KEBO başlı başına bir yemektir.
Adana’da kaç şubeniz var ve kent geneline yayılmayı düşünüyor musunuz?  
Adana’ya bir yıl önce bir şube açtık. Turgut Özal Bulvarı girişi, İller Bankası civarında hizmet veriyor. İki şube daha açmayı planlıyoruz. Bölge olarak Hatay, İskenderun ve Mersin’de de mağazalarımız var.
 KEBO’nun kendine özel ve sır olarak saklanan bir lezzeti var. Bu sırrı kaç kişi biliyor?
Bunu sadece 3 kişi biliyor. Ben, eşim ve başmühendisimiz. Fakat başmühendisimiz tamamını bilmiyor. Yani bu sırrı, 2 buçuk kişi saklıyor diyebiliriz.
Emekli olduktan sonra bu sırrı kim taşıyacak?
Şirket taşıyacak. Yapılanmamız kişilere bağlı değil. Bütün işler bir çark üzerinde dönüyor. Mesela kolanın sırrını bir kişi taşımıyor. Bizde de durum aynı.
Yurtdışında Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkeler var. Avrupa’da da şube açmayı düşünüyor musunuz?
Zaten bizim hedefimizde vardı bu. Yurtdışı mağazalarını bu sene hizmete almayı planlıyorduk. Amsterdam, Zürih, Paris ve Berlin’de açılacaktı. AB ülkelerine kanatlı girişi yasak olduğundan, alt yapı kapsamında Polonya’da üretim hatları oluşturduk. Ne yazık ki mevcut ekonomik kriz sebebiyle bu yatırımlarımızı askıya almak zorunda kaldık. Bunun önümüzde ki sene gerçekleşeceğini düşünüyorum.  
Ekonomik kriz yurtiçi işlerinizi nasıl etkiledi?
Şu an ki etkileri net olarak görünmüyor. Ama tabi feci bir enflasyon var ve insanların gelir düzeylerinde bir artış söz konusu değil. Haliyle önümüzdeki aylarda ekonomik krizin tepkilerini göremeye başlayacağız. Bizler de ona göre tedbirlerimi aldık ve pozisyonumuzu belirledik.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
“Her şey güzel Adana’mız için”
“Her şey güzel Adana’mız için”
Güneş bebek
Güneş bebek "yutkunabilmek" için yardım bekliyor