Advert
TEOG  Meselesi
Tülay UĞUR

TEOG Meselesi

(central unit in the text - in the middle)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TEOG kaldırılmalı sözünün ardından Türkiye’de en önemli gündem maddesi TEOG’un kaldırılması oldu.
Çocuğu olsun yada olmasın hemen hemen herkesin kafasında TEOG gerçekten de kaldırılmalı mı? Kaldırılırsa yerine gelecek sistem nasıl bir şey olacak? Soruları belirmeye başladı.
Gerçekten de TEOG gerekli bir sınav sistemi miydi? Belki Türkiye’nin yıllardır alıştığı sürekli değişen sınav sistemi için de gerekli görülebilirdi. Çünkü çocuklarımız yıllardır ilkokulu bitirince daha iyi bir ortaokulda okumak için sınava girer, kazanan gider kazanamayan haliyle morali bozuk bir şekilde eğitim hayatına devam ederdi. Daha sonra ortaokulun da sonuna gelince iyi bir lisede okumak için sınava girilir. Aynı şekilde kazanan gider, kazanamayan hali hazırda var olan bir liseye gider kaydını yaptırırdı. İyi kötü liseden mezun olacak aşamaya gelen çocuğu bu kez de üniversite sınavı stresi sarardı.
Bitti mi peki sınav kaygısı? Elbette hayır. Üniversiteyi bitiren öğrenci bu kez de KPSS ile uğraşmak zorunda kalacak. Sınavı kazanmak zorunda… Kazanacak ki ataması yapılsın, verdiği onca emek heba olmasın.
Yani anlayacağız hayatımız sınav…
Zaten sürekli sınavlarla boğuşuyoruz. En azından çocuklar ortaokulu bari rahat okusun. Birçok öğrenci ve velinin aklında ‘peki TEOG kalkınca ne olacak, öğrenciler neye yada kime göre liselere yerleşebilecek’ soruları gelebilir.
Bu noktada hemen belirtmek istiyorum ki, öğrenci sadece sınav kazanmak için çalışırsa belki sınavı kazanır. Ama gel gör ki ne öğrendin diye sor. Kocaman bir hiçbir şey cevabını alırsın. Ama dersi derste sadece ders olduğu ve hayatın bir anında mutlak suretle karşımıza çıkabileceği için öğrenilmesi gerektiğinin farkına vararak dersi dinler ve dersini bu ana fikirle çalışırsa o bilgi o çocuk için kalıcı olacaktır.
Yani diyeceğim o ki; çocuklarımızı sınav kazandırmaya programlamayalım, dersini anlaması için teşvik edici olalım. Dersini sevmesini, severek dinlemesini ve sonunda çıkarımlar yapabilmesini sağlamaya çalışalım.
Elbette başarıyı ölçmek için sınav gerekli fakat tek şart değildir. Örneğin öğrenci derslerinde gayet başarılı ve öğrenme noktasında azimli bir öğrenci. Ama sınav günü yaşadığı bir olay, can sıkıcı, üzücü bir gelişme onun tüm emeklerinin dakikalar için de yok olup gitmesine neden olabiliyor. Sonuca bakıyorsunuz, normal eğitim döneminde gayet de başarılı olan, çalışan bu çocuk hiç de dersle alakası olmayan bir çocukla aynı lisede eğitim hayatına devam ediyor.
Eğitim bence bir bütündür. Sınav belirleyici olabilir ama onun arkasında verilen emekleri de örtbas etmemesi gerekir. Eskiden ortaokul dediğimiz şimdiler de ise eğitimin ikinci dört yıllık kısmı olan 5,6,7,8’inci sınıfların ders ortalamalarının alınması yani öğrenci totalde sergilediği performansın, tüm not ortalamalarının da önemli bir ölçüt olması olayı daha bir objektif ve belirleyici hale getirebilir. Tüm yıl yatıp son sınıfta çalışmaktansa her daim çalışmak, araştırmak, öğrenmek yolunda harcanan emeklerin de göz önünde bulundurulması daha faydalı bir ölçüt olacağı kanaatindeyim.
Ayrıca herkes doktora, öğretmene vs. ihtiyacı yok. Bir sürü sektörde nitelikli eleman açığımız var. bu nedenle öğrencileri ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda farklı alanlara sevk edip bu yöndeki becerilerinin gelişmesine odaklanmalarını sağlamak yerinde bir davranış olacaktır.
Sonuçta her ne sistem gelirse gelsin çocuklarımızı daha bu yaşlarda amansız bir yarışın içine sokmasın. Eğitimin bir bütün olduğu, okul derslerinde sergilenen performansların da göz ardı edilmeden ve öğrencileri de yeteneklerine göre yönlendirerek daha başarılı sonuçlar alabiliriz.
Sizce de öyle değil mi?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
“Yeni dönemde çalışma hayatındaki sorunlar çözülmeli”
“Yeni dönemde çalışma hayatındaki sorunlar çözülmeli”
Tuzsuz yiyerek hayatınızın 'tadını-tuzunu' kaçırmayın
Tuzsuz yiyerek hayatınızın 'tadını-tuzunu' kaçırmayın