Advert
Cumhuriyet’in kuruluş hikayesi
Şahin ESENDEMİR

Cumhuriyet’in kuruluş hikayesi

(central unit in the text - in the middle)

 

 

Tarihimizdeki en önemli dönüm noktalarından biri olan Cumhuriyet’in kuruluş hikayesi bizim daha çocukluk yıllarımızda adeta ezbere bildiğimiz bir konu idi..

Bugünün genç nesline sordum.. Tarihi bilgilerini kontrol etmek istedim.. Ancak acı bir gerçekle karşı karşıya kaldım..

Her yıl 29 Ekim’de kutladığımız Cumhuriyetin nasıl oluştuğu konusunda yeni nesil gençlerin çok fazla bilgisi yoktu.

Tarih kitaplarında bizim haftalarca okuduğumuz bilgiler, iyice kırpılmış özünde anlatılan değerleri kaybedilmiş, adeta o günlerin hikayesi unutturulmak istenmişti..

Bugün, bunu çok detaylı olmasa da; ana hatları ile hiçbir yorum yapmadan anlatmayı bir görev olarak kabul edip; anlatmak istedim..

Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sonrasında yeniden doğuşundaki en kritik günlerin ve yeni bir devrin başlangıcı aynen şöyle oldu:

xxx

29 EKİM’İN KISACIK ÖYKÜSÜ

Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920’dan beri, millet adına yurdu idare ediyordu.. Meclis Başkanı olan Mustafa Kemal Paşa, bir anlamda cumhurbaşkanlığı görevini yapıyordu. Osmanlı devleti artık tamamen ortadan kalktığına göre, şimdi sıra yeni devletin adını koymaya gelmişti.

xxx

Önce başkenti seçmek gerekiyordu. Atatürk bu işi Meclise bıraktı.

Dışişleri Bakanı İsmet Paşa  Meclis’e bir önerge verdi. Kurtuluş Savaşı’ndan beri Ankara Türkiye’nin timsali haline gelmişti; Meclis de burada toplanıyor, Ankara böylece gerçekten yeni hükümetin başkenti olmuştu.. Ayrıca, İstanbul yurdun bir köşesinde olduğu halde, Ankara Anadolu’nun hemen hemen göbeğindeydi.

xxx

Uzun tartışmalardan sonra, 13 Ekim 1923’te, “Türkiye Devleti’nin makarr-ı idaresi (başkenti) Ankara şehridir” cümlesiyle başlayan kanun kabul edildi..

Bu, Cumhuriyet‘in ilanına doğru bir adımdı.

O sırada kabine istifa etmişti.  Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin anayasasına göre, bakanları Meclis üyeleri seçiyordu.. Cumhuriyet ilan edilirse, Meclis cumhurbaşkanını seçecek, cumhurbaşkanı da bir başbakan tayin edecek, bu başbakan kabinesini kuracaktı.

xxx

Atatürk, bu düşüncelerle, cumhuriyeti ilan etmeye kesin kararını vermişti.

28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’daki evine yemeğe çağırdı. Orada, kararını açıkladı: “Yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz” dedi.

O gece, Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte, cumhuriyetin esaslarını belirten bir ön tasarı hazırladı.

xxx

Ertesi gün, hükümet kurulması çalışmaları Meclis’te devam edildiyse de bir sonuç alınamadı. Parti, duruma bir çare bulması için Atatürk’e başvurdu. Atatürk, bunun üzerine kısa bir konuşma yaparak, kusurun anayasadaki sıkıntıdan  ileri geldiğini belirtti, bunun giderilmesi için bir tasarı hazırladığını söyledi, cumhuriyetin ilanı ile ilgili tasarıyı okuttu.

xxx

Tasarının ana hatları şöyleydi:

“Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.”

“Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.”

“Türkiye Devleti, hükümet işlerini Vekiller Heyeti ile yürütür.”

Atatürk, o dönemde çok güçlü ve tartışmasız bir lider olmasına rağmen, herkesin fikrini alması ve görüşlerinin ortak bir mutabakatla benimsenmesi konusuna önem veriyordu..

Tasarı ile ilgili önce parti gurubunda yakın arkadaşları ve bazı milletvekilleri ile bu tasarıyı tartışmaya açtı..

Bu esaslar çetin tartışmalardan sonra benimsendi..

xxx

Cumhuriyet ile ilgili tasarının artık gerçek olması için onaylanması gerekiyordu.. Büyük Millet Meclisi 29 Ekim 1923 günü saat 18.45’te toplandı. Başkan Anayasa’da yapılacak değişikliğin görüşüleceğini bildirip tasarıyı okuttu. Saat 20.30’da büyük bir heyecan yaşanıyordu.. “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ve alkışlar arasında cumhuriyet ilan edildi..

Türkiye’de yönetim şekli değişmiş, Osmanlı dönemi tarihe karışmış, padişahlık yönetimi son bulmuştu..

xxx

Bundan sonra, cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa, yeni Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Seçimden sonra yüz bir top atılarak Cumhuriyet halka bildirildi. Bütün yurtta bir sevinç dalgalandı. Türk milleti yüzlerce yıl sonra, benliğini yeniden bulmuş, özlediği idareye kavuşmuştu.

Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra Atatürk başbakanlık görevini İnönü’ye verdi. İnönü de, Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu.

 

 

 

ŞEHİTTEN HELALLİK

İSTEYEN HOCAYA

 

Yanlış tarafa soruyorsun Hoca!

Yirmi yaşında fidan gibi şehit arkanda..

Sen dönmüş;

O'nu, hayatının baharında al bayrağa sardıranlardan

Helâllik istiyorsun.

Yaptığın yanlış hoca..Hem de çok yanlış!

 xxx

Onların, O'nda ne hakkı var ki?

Dön arkanı o kalabalığa,  O ruhsuz kalabalığa

Şehidi al karşına ve  “Helâlliği” O'ndan iste!

xxx

Sor şimdi o bayrağa sarılı yiğide..

De ki: Sana gençliğini yaşatmayanlara,

Sen vatan için şehit düşerken "bedelli" diye ayrıcalık yapanlara,

Dağlarımızdan "Ne mutlu Türk'üm" yazısını kaldırıp "Biji apo" yazdıranlara

Sana "kelle", bebek katiline "sayın" diyenlere,

"Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclisi toplayamayız" diyenlere,

 Onları tekrar tekrar vekil olarak meclise sokanlara..

xxx

Sen kuru kumanyayla yetinirken aksırıp, tıksırıp,

Çatlayıncaya kadar bu vatanı yiyenlere..

Senin şehit haberin üçüncü sayfalara düşerken

Seni vuran hainlerin şehitlik(!) kurmalarını seyredenlere,

xxx

Kanınla suladığın topraklardan ay-yıldızı indirip

Yerine, bölücü paçavralar astıranlara,

Yurdun bir bölgesinde her gün millete ve vatana hakaret edilir,

devlete meydan okunurken

Bazı ruhsuzların, koltuklarını korumak için seyretmelerine..

xxx

Sen bu vatan, bu bayrak için can verirken,

Senin cenazene dahi can korkusuyla, "koruma ordusuyla" gelenlere,

Bunları hala alkışlayıp, destekleyenlere,

Hakkını helal ediyor musun yiğidim?  

xxx

Eğil Hoca eğil

Kulak ver tabuta; ne diyor o yiğit..

Haydi, şimdi dön, yüreğin varsa duyduklarını,

cenazeye gelen o “zevat”a da söyle..

Ve sor:

“Ne yüzle geldiniz buraya!”

 

xxx

 

Dün, bir can dosttan aldım bu anlamlı dizeleri.. Tekrar tekrar okudum, gözlerim dolu dolu oldu.. Kimin yazdığını araştırdım, bu yüreği zengin, altın kalpli kişiyi bulup, tebrik etmek istedim.. Bulamadım..

Her gün, birçok ileti paylaşıyoruz  ya; anlamlı, anlamsız..

Bu dizeleri, yazarının anlayışına sığınarak köşemde yer vermek, dostlarımla paylaşmak istedim..

Öncelikle Tunceli’de soğuktan donarak can veren iki şehidimizin anısına.. Sonra bu vatan için kanlarını döken şehitlerimizin anısına..

 xxx

 GÜNÜN SÖZÜ:

 “İyi insanlar cennete gider sözü yeterli değil, çünkü iyi insanlar nereye giderse gitsin, orası cennet olur!”   (Osho).

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"EYT’liler sahipsiz değil"
"Mesut Komiser"den Emir Kaan’a sürpriz ziyaret