Advert
Atatürk ve Türk kadınına verilen değer
Şahin ESENDEMİR

Atatürk ve Türk kadınına verilen değer

(central unit in the text - in the middle)

 

 

Atatürk’ün toplum yapısına verdiği önemi anlamanın en net örneği, kadınlar konusundaki hassasiyeti olmuştur.

Aslında bu düşüncenin kökeni yüzyıllar öncesine, Orta Asya’da oluşan Türk toplumlarının geleneğine dayanır..

Atatürk, 1923’te kurulan ve sadece adını değil gelenekleri, görenekleri ve insani yapıları ile en çağdaş medeniyetleri oluşturan çağdaş bir Türkiye’yi amaçlamıştır.

Modern uygarlığa erişme yolunda kadına verilmesi gereken önemi benimsemiş,  Türk toplumlarının başarıya giden çizgisinde kadın faktörünün mutlak gerekliliğini ön planda tutmuştur.

Hatta, Atatürk öylesine ileri gitmiş ve öylesine zor bir işi başarmıştır ki, bu başarısı tüm dünya medeniyetlerinde hep örnek gösterilen bir hamle olmuştur..

Atatürk’ün modern topluma monte ettiği en önemli hamlesi, Türk kadınına verdiği “seçme ve seçilme hakkı”nı yasalaştırması olmuştur.

Daha çiçeği burnunda Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınlar 1930 yılında seçme ve seçilme hakkını kazandığında birçok gelişmiş ülkede kadın ikinci sınıf vatandaşlıktan kurtulamamıştı..

Reformlar ülkesi Fransa, Türkiye’den tam 14 yıl sonra, Fransız kadınlarına seçme ve seçilme hakkı verebilmişti..

2. Dünya savaşı öncesinde ulaştığı medeniyet çizgisi ile doyumsuz ihtiraslara kapılan Japonya, 1945 yılında, yani teslim bayrağını çektikten sonra kadınların değerini kavrayabilmişti.. Türkiye’den 15 yıl sonra Japon kadınları seçme ve seçilme hakkına kavuşabilmişti. Yenilgi sonrası yeniden toplumsal iradenin oluşmasında en önemli faktör olarak  kadın görülmüş, ona hak ettiği değerin verilmesinin yolu açılmıştı.

Buna benzer bir başka örnek İtalya’da yaşandı. Tarihinde büyük imparatorluklara ev sahipliği yapmış Roma’nın anılarını üzerinde atamamış, Avrupa’nın çizmesi, Hıristiyanlık dininin merkezi konumundaki İtalya gibi bir ülkede kadınlar ancak 1946 yılında kadınlarına seçme ve seçilme hakkını verebilmişti..

Tarihi çok eskilere dayanmış, 8-10 bin yıllık medeniyeti ile birçok topluma örnek olmuş Çin gibi bir ülkede 1971 yılına kadar kadınların seçme ve seçilme hakkının olmadığını söylesek, inanılması bile güç olur değil mi.

Çin’de kadınların seçme ve seçilme hakkı, Atatürk Türkiye’sindeki kadınlardan tam 41 yıl sonra gerçekleşebilmişti.

Örnek çok.. Hani Avrupa’ya modern toplum merkezi deriz ya.. Bir de o Avrupa’da hep örnek gösterilen, medeni kanunları bile birçok ülke tarafından örnek yasalar olarak benimsenen İsviçre’de bile kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi 1971 yılına dayanır.

Ortadoğu’nun petrol zengini ülkelerinden Kuveyt’te kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi ancak 2005’te Suudi Arabistan’da ise  daha 3 yıl önce yani 2015 yılında gerçekleşmiştir.

Her ne kadar 1930’ların Türkiye’sindeki çağdaş, özgür ve katılımcı Türk kadını imajı gerilere doğru gitse de, Türk kadınının toplumdaki, aile yapısındaki yeri vazgeçilemez bir gelenek olarak sürmüştür, sürecektir de.

xxx

Türk toplumlarında kadının yeri her zaman yüksekte kalmıştı.

Kadının insan topluluğunun vazgeçilemez yarısını oluşturduğunu pek iyi bilen atalarımız, kadınla erkek arasındaki bazı başka milletlerde mevcut eşitsizliği neredeyse tanımıyorlardı.

Dinamik Türk toplumunda kadının da hareketli olmak zorunda idi. Bu gelenek hem ailede, hem de aile dışı hayatta ona üstün bir yer sağlamıştı.

Eski Türklerde “kaç-göç” yoktu.

Kadın erkeğe daima denk olmuştu..

Atatürk bu gerçeği şu biçimde ifade ediyor:

“Kadınlarımızın,milletimiz için de ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemek gereksizdir. Bizim milletimizde kadın eskiden bu önemi gerçekten en yüksek derecede kazanmıştır.”

Bilinen ve kabul edilen en önemli gerçek, Türkler’de kadın aile içinde en üstün yere sahip bulunduğu gibi siyasal hayatta da rol oynaması idi..

Kağan seçimi ve başka önemli devlet işleri için toplanan kurultaylara kadınlar da katılırdı.

Boy şeflerinin eşleri onların vekili sayılır, kağanın eşi olan hatun ise hükümdarla birlikte bütün önemli işlerde ve yerlerde çalışırdı.

Ama bir süre sonra “dinsel hukukun yanlış yorumu” nedeniyle kadınların pek çok hakkı kayboldu.

xxx

Kadınlarımızın önemli haklara sahip olmaması, o toplumun çocuklarının aldığı aile eğitiminin eksik olmasına yol açmıştı..

Bu da bir milletin geleceği için çok sakıncalı idi..

Atatürk, bu konularda şöyle sesleniyordu:

“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur.

Mümkün ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini görmemezlikten gelelim de kitlenin bütününü ilerlemeye imkan bulabilsin.

Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin ?

Şüphe yok, ilerleme adımları iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmalı ve ilerleme ve yenileşme alanına birlikte kesin aşamalar yaptırılmalıdır”

xxx

İşte Türk kadını bu görüşlere uygun olarak eski yüce yerine çıkarmak Cumhuriyet rejimi ile gerçekleştirmiştir.
Türk Medeni Kanunu ile bu konuda büyük adım atılmış, kadın gerek aile içinde gerek toplumsal, kültürel ve ekonomik hayatta erkekle eşit düzeye gelmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nda Türk kadını, millet bütünlüğü içinde kendisine düşen görevi yapmıştır ki, Anadolu’da yepyeni bir ülkenin doğuşu gerçekleşmiştir.

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 “Canım istedi öldürdüm”
“Canım istedi öldürdüm”
Bir babanın en ağır yükü!
Bir babanın en ağır yükü!